Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Modern Mimari

Ön Kapak İçi

Sanatta Diyalektik

Sosyal Konular Eski Ölçülerle Tartışılamaz

Faaliyetlerimiz

Baharatlar

Baş'lar (Şiir)

Modern Yapılar

Çikolatalı Sigara Böreği

Pencereler

Bahçe Sanatı

Mahpusun Psikolojisi

Etnoğrafya

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Mahpusun psikolojisini inceleme zorunluğu:

Bu bölüm, hürriyeti kaldırılmış olanların psikolojisine hasredilmiştir. Suçlu psikolojisi incelendikten sonra ayrıca bir de "mahpusun psikoloji"ni incelemenin lüzumsuz olduğu zannedilmemelidir. Suçlu psikolojisi bölümünde suç işleyinceye kadar, mahpusun psikolojisi bölümünde ise onun cezaevine girmesinden salıverilmesine kadar uzayan safha ve hatta salıverilmesinden sonraki sorunlar incelenmektedir. Cezaevlerinin dört duvarı, çoğunlukla gün görmeyen koğuşları, toplumun çeşitli tabakalarına mensup insanları bir arada toplayan çevre, eski mahkumların duvarlara yazıp bıraktıkları şarkılar, garip resimlerden cezaevinde yerleşmiş bir takım geleneklere kadar herşey yeni gelen mahpusun üzerine tesir etmeğe başlar. Gün geçtikçe cezaevinin psikolojisi, suçlunun ferdi psikolojisini etkisi altına alır. Sonunda suçluda değişmeler meydana gelir. Bu sebeple mahpusun psikolojisi incelemeye değecek özellikler taşır.

Son zamanlara kadar "hapishaneler" dört duvar arasında suçluyu gözaltında tutmaya yarayan mekanlardan ibaretti. Bugün büyük çoğunluğunu bunlar teşkil etmektedir. Bilimsel esaslara göre kurulmuş olan ve "yeni cezaevi" ismini alan müesseselerimizin sayısı henüz
pek az, büyük suçlu kitlesini barındırmağa yetecek miktarda değildir.

Ceza Hukukunda eski anlayışa göre hüküm giydikten sonra hapishaneye konulan suçlu, toplumun hem cezaya ve hem de unutmağa mahkum ettiği kimse idi. Hapishanelere içinde insanlar bulunmasına rağmen "ölüler evi" adını vermek (Dostoiyevski) gerçeği ifade ediyordu. Darağacından daha feci şekilde, insanları ruhen öldüren bu müesseselerin içindeki infaz sistemi bir işkenceden ibaretti. Her memlekette mahpusların devlete büyük ve lüzumsuz masraflara mal olduğu ve mahpuslara ne kadar az özen gösterilirse cezanın o kadar etkili olacağı fikri vardı. Bu sebeple gıdadan, hatta yaşamak için muhtaç oldukları hava ve ışıktan bile mahrum olan mahpuslar, ani olmasa bile yavaş yavaş öldüren bir cezaya mahkum edilmiş gibiydiler.

Mahpusun bir insan olduğu ve sırf insan olmaktan dolayı belirli bir yaşama seviyesinde bulundurulması gerektiği düşüncesi yenidir. Ancak "ceza infazı ilmi"nin doğuşu ile birliktedir ki mahpuslarla meşgul olmak fikri ortaya atıldı. Bu ilmin tarihçesinden kısaca bahsetmek, ceza infazının psikolojik yönünü anlamayı mümkün kılacaktır.

Ceza infazı ilminin doğuşu:
Bilimsel anlamı ile infaz sisteminin doğuşunu insanlık bilhassa Howard'a borçludur. Büyük eseri 1777 yılında yayınladığı "Hapishanelerin durumu" adlı kitaptır. Bu eser zamanının anlayışını büyük ölçüde değiştirmiştir.

Bizzat mahpuslarla yaşadığı, onlarla birlikte kaldığı için yaşanarak yazılan kitapların değeri, eserinin her satırında kendisini gösterir. Beccaria'nın ceza hukukundaki yol gösterici etkisi ne ise ceza infaz biliminde Howard'ın etkisi de öyle olmuştur.

Bu iki büyük insanın aynı gaye için insanlığa yakışır bir ceza hukuku kurmak arzusu yolundaki mücadeleleri insanlık tarihinde en şerefli sayfayı teşkil edecektir. Howard'ın sözleri, fikirleri hala yaşamakta ve infaz ilmi hakkında yazılan kitaplarda tekrar edilmektedir. "Mahpusu ıslah etmeden evvel, olduğundan daha fazla bozulmasına engel olmak gerekir" sözü ceza infaz ilminin temelini teşkil eder.

Howard' ın fikirleri İngiltere' den evvel Amerika'da tatbik edilmiştir. Filadelfiya'da 1787'de kurulan "Umumi Hapishanelerin Sefaletini Giderme Cemiyeti" bu sahada önemli rol oynamıştır. Howard ile haberleşmeye başlayan bu cemiyet onun fikirlerini Amerika'ya yaymıştır.

Howard'dan sonra infaz ilminde en fazla yeralan ikinci şahıs Dupectiaux' dur. Belçika 1830 yıllarında hapishanelerin fena durumunu hissetmiş ve ıslah çarelerini aramağa başlamıştı. Ortada sistem olarak iki örnek mevcuttu: Birincisi gece hücreye konma, gündüzleri bir arada, fakat konuşmaksızın çalışmadan ibaret olan Obürn sistemi, ikincisi de gece ve gündüz hücre hapsinden ibaret olan Filadelfiya sistemi. Bu sistemin ikincisinin tercihinde Dupectiaux'nun etkisi çok büyük olmuştur. 1837'de yayınladığı "sur les progres et de letat actule de la reforme penitentiaire" isimli eserinde mutlak surette hücre hapsini suçluluğa karşı etkili bir tedbir olarak tavsiye ediyordu. Çünkü Dupectiaux'ya göre ancak hücrelerin kalın duvarları mahpusu diğerlerinin bozucu tesirlerinden uzak tutabilir. Fakat buna rağmen Dupectiaux hücrenin her mahpus üzerinde iyi tesir yapamıyacağına ve bazı mahpusların hücreye tahammül edemiyeceklerine emindir. Altmış yaşında ihtiyar mahpuslar, zayıf akıllılar, bozuk sıhhatli olan mahpuslarla, hücrede kaldığı müddetçe bu sisteme tahammül edemiyeceği anlaşılan mahpuslar, hücre hapsinden bağışlanmalıdır.

Dupectiaux, hücre sistemini savunmakla beraber onun müşterek hapse göre daha ağır bir ceza olduğunu da kabul etmektedir. Gerek ıslah ve gerek verdiği azap bakımından bir gün hücre hapsinin iki gün müşterek hapse bedel tutulmasını teklif eder. Dupectiaux ' ya göre hücrenin ıslah edici etkilerini diğer vasıtalarla desteklemelidir. Bunun için belirli zamanlarda mahpus hücresinde ziyaret edilmeli ve bu ziyaretler mahpus üzerinde iyi etki yapabilecek kimseler tarafından olmalıdır. Dupectiaux 'nun sistemi uzun zaman yaşadı. Hatta bugünkü Belçika sisteminin esası  Dupectiaux'nun fikirlerine dayanır.

Belçika'da infaz sisteminde ikinci büyük akım Prins tarafından ortaya konmuştur. Van Hamel, Von Liszt ile birlikte milletlerarası ceza hukuku birliğini kuran Adolphe Prins her şeyden evvel hücre sistemine karşı cephe almıştır. "Suçlu, sosyal bir varlık olduğuna göre ıslahının sosyal vasıtalarla yapılması ve derece derece genişleyen bir serbesti ile toplum hayatına uyması temin edilmelidir. Hücre, "insana lazım olan ışık ve havanın sınırlandırılması demektir. "

Bugünkü infaz sisteminin psikolojik bakımından tenkidi:
Bugün her memlekette yeni bir infaz sistemine doğru bir gelişim görülmektedir. Daha geniş, ışığı ve havası bol, ıslah vasıtaları daha çeşitli cezaevleri kurulmaktadır. Hatta denilebilir ki, cezaevlerinin inşa şekilleri gün geçtikçe daha mükemmelleşmektedir. Fakat bütün bunlara rağmen bugünkü infaz sistemine karşı çok kuvvetli bir tenkit yapılabilir. Ceza infazı ilmi "Hapishanelere çamurlu zemin yerine parkeli döşeme yaptı, hücrelere kanalizasyon ve su boruları getirdi. Ve hapishane rejimi denilen iç düzeni koydu, ancak yeni olan bu ilim; bu ruhsuz evlere ruh sokamadı". Suçlu çok kötü olabilir. İnfazda bunu düşünmemeli. Zira, dünyaya insan olarak gelmenin bir anlamı vardır.

Mahkuma insana yakışır bir yaşama şartını temin etmek, asırlarca süren bir emeğin sonucu olmuştur. Fakat yalnız bunun yeterli olduğuna inanmak zordur. En mükemmel ve bütün ihtiyaçları karşılayan bir cezaevinde yaşasa bile eğer ruhu üzerinde işlenmezse mahpus cezaevine girdiğinden hiç farksız, belki de ruhen daha bozulmuş olarak çıkar. Suçluyu ıslah etmek, onun psikolojisini tanımakla mümkündür. Islah psikolojiye dayanan bir usuldür. Cezanın mutlak surette şahsa uydurulması gerektiğine göre mahpusu tanımak mecburiyeti vardır. "Bazı hapishanelerin suçlular üzerinde yaptığı etki su üstünde vapurun 'bıraktığı iz kadar zayıf, bazılarında ise ağır yüklü bir arabanın çamurlu yolda bıraktığı iz kadar derindir".

Hapishane duvarları içinde ruhen kaybolmuş, bozulmuş insanlardan oluşan bir topluluğun kendine has bir özelliği olacaktır. Cezaevinde geçen ilk günler, çevreye uyma, mahpusun kendi kendini dinlemesi, vicdan azabı, pişmanlık, zaman zaman gelip geçen ve bazen marazi bir şekilde yerleşen topluma karşı kin besleme duygusu, hapishane idaresi ile mahpuslar arasındaki ilişki, düşmanlık hissi, disiplin cezalarının doğurduğu tepki, ufak vak'aların hapishane topluluğunu derinden derine sarsışı, cezaevlerinde ölümlerin doğurduğu kuvvetli heyecan, tahliye gününün yaklaşması, zaman zaman gelip geçen buhranlar, intihar vak'aları, sırf hapishanelerin doğurduğu psikozlar, dışarı ile olan ilişki, mektuplaşma, haber alamamak, çalışma ve daha birçok meselelerin ruhi bakımdan incelenmesi mahpusun psikolojisi bölümünde yeralacaktır.

Fakat hapishane psikolojisini sadece cezaevlerine giriş ve çıkış tarihleri arasındaki zamana, bu süre zarfında cereyan eden hadiselere dayandırmak doğru olamaz. Çünkü mahkumları ıslah edebilmek onları sadece cezaevinde iken değil hapishaneye girmeden evvel de tanımakla olabilecektir. Cezaevine girmeden önceki hayatını bilmedikleri suçluya, cezaevinde uygulanacak ıslah rejimini seçmek ve tanzim etmek imkanına infazcılar sahip değildirler. Hatta sadece cezaevindeki yaşama, tavır ve hareket tarzı, suçlunun ruhi durumunu anlamağa yeterli değildir. Muntazam gözetim altında yaşamak zorunda kaldığı zaman çok sakin fakat üzerindeki baskı hafifleyince bambaşka hüviyetini belli eden suçlular pek çoktur.

İyi bir hapishane terbiyesi, mahkumun cezaevi dışındaki hayatı hakkında en kapsamlı bilgiye dayanabilir. Diğer taraftan cezaevinden tahliye ile iş bitmeyecektir. Islah ederek serbest hayata salıverdiğimiz suçluyu bir süre daha takip etmek, onun bütün hareketlerini, serbest hayata uyumda gösterdiği tepkileri teker teker incelemek lazımdır. Bu sebeple "şartla salıverrne" ve "koruma" meseleleri gözardı edilemez.