Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Modern Mimari

Ön Kapak İçi

Sanatta Diyalektik

Sosyal Konular Eski Ölçülerle Tartışılamaz

Faaliyetlerimiz

Baharatlar

Baş'lar (Şiir)

Modern Yapılar

Çikolatalı Sigara Böreği

Pencereler

Bahçe Sanatı

Mahpusun Psikolojisi

Etnoğrafya

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Prof. Dr. Faruk EREM

Fikirden yoksun siyasal davranışlar değer taşımaz, kişilere "şöhret" sağlar. Fakat bu ''unutulan şöhretler" toplamını arttırmaktan gayrı sonuç vermeyecektir. Topluma da etkisiz. Derler ki et kokarsa tuz vurulur, ya tuz kokarsa çaresiz(!) Topluma onu kurarken istediğimiz yerde istediğimiz yönde pencere açmak belki elim izdedir. Ama tarih yapmış olsa da pencerelerini kapamak, pencere açmaya hiç benzemez.

Parçalanan aydın azınlığı. Toplumlarda parçalanma böyle olur. Kuşaklar arası değişme. Tethişçiliğin başarısı budur. Toplumları doldurma çabasına başlamada gecikmek sakıncalı.

Daha berrak, daha büyük düşünceler. Bir yaranın izi, bazen yaranın kendisinden fazla acılar
getirebilir. Sosyal izlerin silinmesi insanca davranışlarla olur. Şimdiye kadar böyle dertlere başka çare bulunamadı.

Toplumda "yol ayrımı"na gelinmemelidir. Toplum yolu o kadar geniş, o kadar kendiliğindendir ki ayrım düşünülemez. Kavşaksızdır. İnsanlık "büyük sürü" değildir.

Hızlı çoğalan ülkelerde genç kuşak dilimi kabarık olur. O halde yaşımız ilerledikçe sosyal konularımızı bizim geride kalan gençliğimizin ölçüleriyle tartamayız.
YENİ KUŞAKLAR
Okur yazarımızı hiç olmazsa yarımın bir üstüne getirebildik mi? Okutabildiklerimizi bir
baş farkla olsa da çoğunluğa geçirebildik mi? bunlar hangi kuşağın kusurları? "Zaman yetmedi" diyerek bizler. Bizlerden evvelki kuşakları suçlayarak sorumdan sıyrılırsak, neden yeni kuşakların bizi suçlamasından gocunuyoruz? Bu yeni kuşakların başına gelenlerde bizim hiç kusurumuz yok mu? "Düşünce tekeli"ni siyaset kuralı yaptık. Ne kazandık? Serbestçe düşünceyi öğretse idik, onlar bu hale düşmezdi. En doğru yol insanın kendi kafası ile bulduğudur. İşte biz bunu engelledik. Suçumuz bu. Babalar-oğullar dramına Türkiye'mizde yer vermemek onlara değil, bize düşer.

Toplumsal neyrengilere dikkat edilmelidir. İkinci Dünya Savaşından bu yana Türk toplumu için belli noktalar nelerdir? Bu dönem bir yuvalanma, kuluçka süresi gibi gözüküyor. Yepyeni bir kamu düzenine ihtiyaç var. Bu düzen hukuk devleti olabilirdi, bir koşulla. Sosyal
hukuk devletini kurabilse idik. "Ekonomik kamu düzeni"ni kurabilse idik. "Politik eşitlik" anlamını daha bir asır önce yitirdi. "Herkese bir oy hakkı" tanımakla eşitlik sağlanamaz. "Eşit olmayanlara tanınan eşit oy halkı" ile demokrasiyi biçimsellikten gerçek demokrasiye
götüremeyiz. Sosyal adaleti kuramazsak Türkiyemiz demokrasiyi koruyamayacaktır.
Türkiye'mizde sosyal adaletin kurulması, bu dönemlerden geçen diğer ülkelerdekinden daha çok kolay olacaktır. Memleketimizde de "sınıf'lar varsa da sınıftan sınıfa geçmede kökleşmiş hiçbir engel yoktur.

Henüz geç kalınmamıştır. Türkiye'mizi insanlık kurallarına, gerçekten sosyal hukuk devleti, sosyal adalet inancına dayanarak yeniden kurmak mümkündür. Bu düzenin nasıl kurulabileceğini tartışalım. Fakat bu tartışmada bütün sınıflar, bütün kuşaklar, varlıklılar, varlıksızlar, kısacası bütün Türk'ler, söz sahibi olsun. Birbirimizi, hiç birimizin tüm sahibi olmadığımız, yerden kovmayalım.

Bir an gelecek, Atatürk'e karşı düzeye nasıl sürüklendiğimizi anlayamayacağız. Ya Atatürk değişecek, ya biz onu inkar edeceğiz. Birincisi imkansız. İkincisi iğrenç. Atatürk'e ihanetin "reform"a bürünmesi çabaları sezilmektedir, sızmalardan kuşkuluyuz. Dikkatli olmak gereklidir.