Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Yaşam Tarzları

Ceza Hukukunda Türk Bayrağı

Şiir- HİÇ

Bilim ve Sanat Yapıtları Bizde de Müstehcen Sayılmamalı

Müzik

Tutku

Faaliyetlerimiz

Küba

Paylaşmak

Sanığın Psikolojisi

Noodle (Erişte) Çorbası

Çadırdaki Davetsiz Misafir

Bir Yorum

Venezüela'da Kahramanlar Anıtı

Kızılcahamam Jeopark Alanı

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Arkeoloji uzmanları günümüzden 30.000 yıl öncesinden kalma müzik aletlerine rastlamışlardır. Tören, toplantı ve eğlencelerin, dans ve öykü anlatımıyla bütünleşen müziğinin geçmişi yazılı tarihten öncesine dayanır. Bazı araştırmacılara göre tarihi, insanların konuşmayı öğrenmesinden daha eskidir.
Müzik bütün toplumlarda ortak bir olgudur. Halk şarkıları belli toplumsal olaylarla özdeşleşmiş olsa da genellikle verdikleri zevk için dinlenir. Bir müzik yorumunu anlamak ve ondan hoşlanmak için ilkelerine ve işlevine dair biraz bilgi sahibi olmak gerekir. Bir kültürün bir tarihsel dönemin, bir besteci ya da yorumcunun müzik dili, görenekleri ve çalışma yöntemleri müzik üslubunu oluşturur. Üsluplar müzikçinin kendi toplumlarının değer yargılarına ve özlemlerine verdikleri yanıtı yansıtır. Çoğunlukla müzik içinde bulunan dönemin simgesel olaylarının üstünde bir değer taşıyan, ortak değerleri ifade eden ve insanları birbirine bağlayan toplumsal bir güç ya da bir tanrı bağışı olarak görülür. Kuzey ve Güney Amerika Kızılderili kabileleri, müziğin evrensel uyumu yansıttığı inancı ile birlikte müziğin bizatihi kendisinin de toplum ile evren arasındaki uyumu arttırdığını düşünürler.
Bir çok halk geleneğinde çiftçilik, doğum, düğün gibi özel günlerle ilgili özgün dans, çalgı ve müzik türleri vardır. Müzik farklı zamanlar ve farklı durumlarda kişisel bir anlatım, bir iletişim aracı, ortak bir anlayış, bir tören biçimi yada bir düşünce biçimidir. Müziğe hem gerçek hem de tasvir anlamında konuşma dilinden daha fazla anlam ve coşku taşıyan bir dil ya da konuşma şekli olarak bakılmıştır. Müzik aletlerinin başlangıcı tarih öncesine dayanır. Vurma, birbirine çarpma veya sürtme yoluyla ses veren ilk çalgılar, taş kemik ya da ağaçtan yapılan ilk aletlerden farklı hareketler gerektirmez.
Seste perde değişikliğinden ve şiddetten önce ritim doğmuştur. Başlangıçta ritmin beden hareketleriyle (el çırpma, ayak vurma ve vücudun sallanması) vurgulandığını düşünmek doğaldır. Vücudun çalgı gibi kullanılmasıyla alet kullanılması arasındaki bağ, kendini dansçılann kol ve bacaklanna taktığı çıngıraklarda ve gürültü çıkaran nesnelerde gösterir. En eski kavimlerde bile tınıya büyük önem verilmektedir. Bu özgün sesleri bozmak suretiyle sağlanır.