Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Biyolojik Çeşitlilik

Sanık Düşünürler

Ümanist Doktrin

Sri Lanka

Faaliyetlerimiz

Sanatın Silahla Buluşması

Sosyal Faaliyetler

Bitki Bilim Bahçesi

Sessizlik

Psikolojik Kalıtım (İrsiyet)

Barbunya Pilaki

Maden Sanatı

Kaya Tapınağı

Sri Lanka'lı Kızlar

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Faruk EREM
    Çağımızda her ülkede "Adalet"in tarafsız olmadığı ileri sürülmektedir. Demokratik ülkelerde bir akım "Burjuva adaleti"nden söz ederken, sosyalist ülkelerde bir başka akım "yöntemli adaletten" şikayetçidir. Bu iki karşıt yermede ortak olan şudur: Siyasal rejimi ne olursa olsun her ülkenin "Ceza adaleti"nde gerçek düşünce özgürlüğüne, insanca saygı yitirilmiştir. Böylece olunca Adaletten kaçmak veya kaçmamak ilginç bir konu haline gelir.

    "Değişmesini sağlamak için kanunlara itaat" fikri küçümsenmemelidir. Sokrat kaçabilirdi. Kaçmamakla beş yüz hakimli "mahkemeyi kabul" etmiş sayılmaz, davranışı adalet tarihinde ünlü bir "red"dir. Kaçsaydı Atina'nın düşmanı sayılır, kararın doğru görülmesine sebep olurdu. Sokrat'ı ölüme mahkum eden hakimlerden
hiç biri bugüne kadar yaşayabilmiş değildir. "Sanık Sokrat" hala kendini savunuyor.

    Buna karşılık, Sokrat'tan yetmiş altı yıl sonra Aristo sürgünü tercih ederken şunları
söylemişti: Atinalıların düşünme hakkına karşı ikinci bir cinayet işlemelerine müsaade etmeyeceğim.

    İki ayrı davranış. İkisi de düşündürücü. Sokrat "madem ki benden nefret ediyorlar, o halde söylediklerim doğrudur" derken, Aristo "Benden nefret edilirse söylediklerimi kabul ettiremem" formülünü tercih etmişti.

    Bütün rejimlerin üstünde "Gerçek adalet"in savunması, sonuçta insanlığın savunmasıdır. Bu savunmada "sanık düşünürler"in payı pek büyüktür. Bu pay ürününü gelecekte toplar. Bu nedenle soyludur.

    Bir sonuca varabiliriz: Neyin adalet, neyin adaletsizlik olduğunu ayırt edebilirsek pek çok sorun kendiliğinden çözülür.

    "Hiddete bürünmüş adalet" gerçek adalet sayılmaz, "gösteri adaleti"dir, bir tarafı noksan adalettir. Hiddetli adaletin "intikamcı adalet" halini almasından korkulur. Oysa adalet "intikam"a karşıdır.

    Adalet "peşin hüküm"lerden uzak kalmalıdır, bunlar arasında en sakıncalı olanı "kollektif peşin hükümler"dir. Mahkeme hükmü, peşin hükmün tescili demek değildir. Araştırmak ve doğruyu bulmak gayreti sonunda verilen hükme "mahkeme hükmü" denir.

    Adalet aynı zamanda siyasal bir meziyettir. Başka bir deyimle siyasal kuvveti, kaba kuvvetten ayıran özelliklerin başında adil olmak gelir. "Siyasal adalet" teriminin ise birbirine zıt iki sözcükten kurulu bir terim olduğu açıktır. Siyasete göre adalet tehlikeli bir karışımdır.

    Adaleti kişilerin, gelip-geçici olayların etkisinden uzak tutmak gerekir. Bir memlekette
adalet, kudretini ve haysiyetini kaybederse "sosyal bağ" kopar. "Mülkün temeli adalettir" deyiminin bir anlamı da budur. "İnsanları insanlar cezalandırıyor" değil, "insanları adalet cezalandırır" kanısını verebilmek. Bütün mesele budur (Carrara).
    Zaman zaman adliyenin aczinden bahsedilir ve "Teşkilatlı tedhiş sistem"lerine istekliler ortaya çıkar. Bu istekler adliyeyi "zabıtaya" pek yaklaştırır. Adli tedhişin öbürlerinden hiç bir farkı olmaz. Suçsuz insanlar da korkuyorsa ortada adliye yok demektir. Zira tedhiş götürü adalet fikrine dayanır. Arada haksız yere cezalandırılanlar da olsa suçu önlemek için adaletsizlik mübahtır, iddiası içtenlikten yoksundur.
    "Ceza adaleti kimin elinde ise iktidar ondadır" (Buch), sözü yargının neden yasama ve yürütmeden ayrı, onlardan bağımsız bir kuvvet sayılması gereğini de açıklar. Ceza adaletini "ele geçirmek" için sarfedilen üstü kapalı ve teknikle örtülü çabalar böylece teşhis edilmeli ve önlenmelidir. Bu çabalar bir dönemi, hatta bir çağı lekeler.

    "Eğer Ortaçağ, derebeylerini yargılayabilse idi, Ortaçağ olmazdı. Eğer bizim çağımız da kendi derebeylerini yargılayabilse bizim çağımız olmaktan çıkardı" (S. Auban).

    Adalet, konusu bakımından, bilmeden, hissetmeden, engizisyona kayacak  durumdadır, bu suretle ortaya çıkan uygulamaya yeni bir buluş gözü ile bakıldığı da olmuştur. Oysa bu yolla "çağdaş engizisyon"a sadece bir örnek verilmiş olur.
    Ceza adaletinde insanlığın geçtiği yolun dönüşü yoktur.