Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Yapısal Gelişmeler

Faruk Erem'in Konuşması

Tutuklama

Şiir: SON

Faaliyetlerimiz

Eski Yakın Doğu

Kayaçlar

Patates Salatası

İzlanda

Tatil

Toplumun İnsanlar Üzerindeki Etkileri

İshakpaşa Sarayı

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Ekonomik etkenlerin etkisi başka açıdan da incelenebilir, ekonomik rejimin suçun üzerine tesiri ihmal edilmemeli, ekonomik düzeni kurarken suç sahasında meydana gelen neticeleri de gözönünde tutmalıdır. Eğer iç ticarette serbest dolaşım sistemini kabul edersek bundan bir takım suçlar doğar, bir takım suçlar azalır. Eğer fiyatları denetim, daha ileri gidelim, tekel yahut her sahada aşırı ekonomik, bir devletçilik yine bazı suçlar doğurur, bazılarını azaltır. Sonuç şudur. Ekonomik rejimi tesbit ederken işin kriminolojik yönü de ihmal edilmemelidir.

"Kriminoloji alanındaki çalışmalar arasında, suçluluğun nedeni olarak sosyo-ekonomik ve kültürel etkenlere öncelik tanıyan görüşlerin günümüzde giderek ağırlık kazandığı görülmektedir. Toplumsal yaşamın çok yönlülüğü ve toplumsal kurumlar arasındaki etkileşim dolayısıyla, suça neden olarak farklı toplumsal etkenlerin öne çıkarıldığı bilinmektedir. Kimi araştırıcılar ekonomik koşullara öncelik verirken, kimileri de nüfus ile ilgili olaylar üzerinde durmuşlardır."

b) Poperizm (Le pauperisme): Bu kelime geçen asrın ikinci yansında ortaya atıldı. Bu kelime sefaleti, (fakir ve zaruret)i ifade eder, fakat sefaleti genel anlamda almaz, en aşağı derecedeki ve geçici olmayan sefaleti ifade eder. Bu kelime ile şu veya bu kimsenin sefaleti değil sefalet içinde olanların topluluğu ele alınır. Bir "Kollektif Sefalet" bir sosyal vakıa olarak ve sebepleri ve çareleri ile birlikte ele alındı. Bir Fransız iktisatçısı, Dufau 1840 da "Traite .de Statistique" adlı eserini yayınladı. Bu eserin ciltlerinden biri (1857) şu ismi taşır; "Essai sur la science de la misere sociale". Bu suretle bir "Sosyal Sefalet İlmi" kavramı ortaya çıktı. Aşağı yukarı aynı senelerde İngiltere'de doktorlar, iktisatçılar, hayırseverler, işçilerin, kadınların kazancı en az olanların ruhi ve bedeni durumlarını inceleme konusu yaptılar. Bu sıralarda Paris'de (1852) bir iktisatçı olan Chrebuliez şu eseri yayınladı: "L'Ettıde sur les causes de la misere et sur les moyens d'yremedier",

Bu suretle sefalet "Ekonomik" ve "Sosyal" vakıa olarak incelenrneğe başlandı. Fakat meselenin iktisadi ve sosyal yönleri ihmal edilmeksizin yalnız "sefalet"i değil "sefil"i de incelemek gerekir. Acaba böyle bir durum, içinde yaşayan kimselerde müşterek "Biopsişik özellikler" mevcut mudur? Bu özellikler diğer sosyal sınıflarla karşılaştırılırsa nitelik ve kapsam farkı arzederler mi?

Ceza hukukunda "Suç"u değil, "Suçlu"yu incelemek lazım geldiğini ileri sürmüş olan İtalyan
Okulunun fikrine göre, yalnız sefaleti değil, "Sefil"i de incelemek gerekir, hatta bu işe buradan başlamak daha doğrudur. Bu suretle ortaya -İtalyan yazarların ifadeleri gibi- "Fakir Sınıfların Antropolojisi" (Antropologia delle classi povere) çıkar. Böyle bir araştırma sonunda fakir sınıflara mensup olanların Biopsikolojik özellikleri anlaşılır ve daha üstün sınıftakilerle karşılaştırma imkanı ortaya çıkar. Yapılacak istatistikler sefalet içerisindeki bir zümrenin daha ağır bir sefalet içinde bulunabileceğini ortaya atacaktır.

O halde bu ilim, insanı ferden ve sonra da içinde yaşadığı çevresine (mesken şartları dahil)
göre inceler, beslenme şartları, geçinme vasıtaları (günlük v.s.) manevi ve fikri seviyesini göz önünde tutar. Bundan sonra sefaletin sebepleri incelenir. Bu inceleme sonunda sefaletin sosyal sebeplerden geldiği kadar ferdii sebeplerden de ileri geldiği anlaşılmaktadır.

Sefalet ile suç arasında bir ilişkinin mevcut olacağı aşikardır.

Genellikle bütün suç sebeplerini sefalete bağlamak isteyenler vardır. Fakat doğuştan suçlu olmadığı için, bütün zaruret ve fakirlik baskısı altında bulunduğu halde suç işlememiş olanların mevcudiyeti, her suç sebebinin sefalet olmayacağını göstermiş bulunuyor.

UYGARLIK:
"Suç" ile "Uygarlık" arasında ne gibi bir bağın mevcut olduğu sorusu üzerinde durulmaktadır. Uygarlık "Kan Suçları"nı azaltmış "Hiyle Suçları"nı arttırmıştır.

Bu konu hakkında doğru bir neticeye varabilmek için önce "Uygarlık" tabirinin anlamı üzerinde anlaşmak gerekir. Ruhunda mevcut kendini merkez görme düşüncesi sebebi ile insan, yaşadığı asra ve mensup olduğu millete göre uygarlığı düşünür, bir çeşit uygarlık ideali yaratır. Bu sübjektiflikten kurtulmak ve daha objektif bir uygarlık anlayışı üzerinde durmak Iazımdır. Objektif manada uygarlık, bir milletin yaşama, fikir, ahlak ve siyasi teşkilat şartlarının topluluğudur. Bu sebeple her milletin her ülkenin ve her devrin kendine has uygarlığı vardır. Maddi hayat şartları (nüfus yoğunluğu, ortalama servet seviyesi, üretim tipleri, gıda durumu, doğum, ölüm nisbetleri v.s.) fikir hayatına ilişkin şartlar (bilgi derecesi, kültür seviyesi v.s.) manevi hayat şartları, bu arada "Suç" sayılan hareketlerin genel görünüşü, siyasi bünye (siyasi akımlar, Devletin yapısı, ailenin kuruluşu, kadınlara tanınmış haklar v.s.) topluca ele alınmalıdır ki belirli bir milletin uygarlığı hakkında objektif bir fikir ortaya çıkabilsin. Böyle bir anlayış ile hareket edilince şu neticeye varılacaktır: Her asrın ve her milletin kendine has uygarlığı ve bunun yanı başında da yine o asır ve millete has bir de "Suçluluk"u vardır.

Medeniyetin genel gelişim seyri içinde suç bakımından bazı özellikler gözlemlemek mümkündür: Uygarlığın doğal gelişimi neticesinde "Atavik Suçluluk", "Hile Suçları" diyebileceğimiz suç şekillerine (kötü hayat sürmek, suç için cemiyet teşkili v.s.) vücut vermiştir.

EĞİTİM VE ÖĞRENİM:

Bir söz vardır, "bir mektebin açılması, bir cezaevinin kapanmasıdır". Yalnız, bu sözün değeri, yani bir cezaevi kapatabilmek suçlu adedini azaltmak, her şeyden önce açılan okulun niteliğine bağlıdır. İlk öğretimin suçluluğu azaltacağını zannetmemeliyiz. Ferri'nin dediği: "Alfabe ve gramerin suçluları azalttığını zannetmek hayal peşinde koşmaktır".

Bilgi ile suçluluk arasında bağlantı, işlenilen suçun niteliği ile suçlu arasındaki ilişkide kendini gösterir. Bilgili adamın suçu daha kurnazca işlemiş olmasından ibarettir. Ancak bilginin yanında, sosyal telkin önleyici olabilir. Okulda okunan değil görülen şey (iyi görgü) yeni oluşan çocuk ruhu üzerinde islah edici, iyiye yöneltici tesirler yapar. Toplum bünyesindeki bütün görenekler ahenk birliği içinde etki yaparsa netice olumlu olabilir. Bu sebeple evinde kötü, bozuk etkiler altında kalan çocuğun, okulda iyi görenekle karşılaşması çocuğun karakteri üzerinde hiçbir iz bırakmadan kaybolur gider.

Öğrenimin suçluluğu önlemek hususunda ne derece etkili olabileceğini tayin için genellikle şöyle bir usul takip olunmaktadır: Çeşitli memleketlerde çeşitli yıllara göre okuma, yazma bilmeyenlerin miktarı ile suç miktarını karşılaştırıp sonuç çıkarmak. Bu usulün iyi sonuç vermediği görülmüştür. Hatta bu usulün bazen tahsilin suçu arttırdığı zannını uyandırması da mümkündür. Bu sebeple böyle bir karşılaştırma usulünden yarar beklenemez. Çünkü öğrenim -etkisi bakımından- ayrı tutulması imkansız bir etkendir. Bu imkansızlık, tahsil derecesinin suçluluğa tesiri olmadığı anlamına gelmez, böyle bir usul ile bu etkiyi ortaya koymanın mümkün olmayacağını gösterir. Öğrenimin tesiri, suçlunun bir bütün sayılması gereken "Psikolojik Şahsiyeti" içinde düşünülmelidir.

EKONOMİK FAKTÖRLER:

Ekonomik etkenler suç hadisesi bakımından anlaşılması çok güç bir meseledir. Bu mesele üzerinde ciddi eserler mevcuttur: Ducpetiaux 1845-1857 yıllarında memleketindeki (Belçika) sefalet ile suçluluk arasındaki ilişkiyi gösteren bir eser yayınlamıştır. Diğer bir yazar Amerika'da linç vakaları adedinin pamuk fiyatı ile değiştiğini ileri sürdü.

a) Ekonomik Faktörlerin Tesir Sahası; Halen bütün yazarlar "Ekonomik Faktörler"in suça etkisini kabul etmektedirler. Fakat "Sosyal Refah"ın da bir başka yönden suç hadisesine etki edebileceği düşünülmektedir. Örneğin Garofalo'ya göre; Fransa'da işçi gündeliklerinin %45 arttığı ve istatistiklerin memlekette büyük bir refahı gösterdiği yıllarda suçluluk da artmıştır. Çünkü aynı yıllarda Fransa'da nüfus da artmıştı.

Amerikada "Kollektif Servetler"in artması buna bağlı olarak fert refahının çok yüksek seviyeye çıkması suçluluğun artmasına engel olamadı. Hatta Amerikan vatandaşlarının bankadaki paralarının artması ile "Adam Öldürme" vak'alarının artması arasında hayret verici bir bağlantı görülmüştür. Birinci Dünya Savaşını takip eden senelerde Amerikanın efsanevi serveti, Amerikadaki adam öldürme vak'alarının İngiltere'dekinden on defa fazla olmasına engel olamamıştır. O halde ekonomik etkenleri ayırarak istatistiklerden netice çıkarmağa çalışmak doğru olmaz. Fakat muhakkak olan şudur ki ekonomik krizlerin en fazla etkilediği saha "Çocuk Suçluluğu ile İktisadi Bakımdan Yetersiz Sınıflar"a mensup olanların suçluluğudur.

Şu noktayı da işaret etmek gerekir ki; yalnız ekonomik etkenlerle açıklanamayan suçlar daima mevcuttur. Hırsızlık suçunun ekonomik darlık yüzünden işlenmesi imkanı vardır. Fakat örneğin kıskançlık yüzünden adam öldürmenin ekonomik unsurlarla hiç olmazsa doğrudan doğruya izahına imkan yoktur. Ekonomik refaha fazlası ile ulaşmış insanlarda bile kıskançlık, daha azla servete sahip olma hırsı veya herhangi bir kötü his, suç sebebi olabilir.