Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Kültür Zenginliğimiz

İnsan Hakları

Bitimsiz Geceler

Faruk Erem'in Eseri TV Dizisi Oldu

Faaliyetlerimiz

Simge Yapılar

Selçuklu Eserleri

Kaplıcalar

Mimar Sinan

Pan Kek

Arama

Akvaryum

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

Ön Kapak İçi


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK)'ndaki değişikliğin başta gelen nedeni, haksız ve aym zamanda insan haklarına aykırı uygulamaları gidermektir. Bu sebeple amaç, yerinde ve kutlamağa değer niteliktedir.

Fakat, bu amacın tümden gerçekleştiğini söylemek olanağı yoktur.

Ortaçağın engizisyon artıkları ile donatılmış bir usul kanununun yabancı bir ülkeden alınmış olması, esasında demokratik olmayan, "şiddeti azaltılmış" bir engizisyon kanunu olan bu yabancı kanundan iktibas edilen CMUK'nun hükümleri, bazı düzeltmelerle tamamiyle demokratik kanun haline getirilmiş olmayacaktır.

Kaldıki, işe herşeyden evvel Adli Zabıtadan başlamak gerekirdi. Osmanlı Devletinden geri kalan "karakol tatbikatı" sürerken "insan hakları"ndan söz etmek sakıncasız olmayacaktır.

Fakat, giriş bölümünde açıkladığımız bu düşüncelere rağmen bu yazımızda yapılan işin "hayırlı" ve "isabetli" olduğunu ileri sürecek durumdayız.

Aşağıdaki satırlarda değişiklik Yasası hükümlerine temas edeceğiz. Bunu yaparken savunma, avukatlara ilişkin hükümler ve her hükmün insan hakları açısından gerekçesine özellikle temas olunacaktır.

Genel gerekçede açıklandığı üzere "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (4 Kasım 1950, Roma), AGİK İnsani Boyut Konferansının Moskova Toplantısı Belgesi ve diğer insan haklarının korunması alanında uluslararası temel belgeler" esas tutulmuştur. Gerçekten CMUK'nunda yapılan değişikliğin pek çoğu bu isteği yansıtmaktadır. Bu değişiklik yasası "reform" değildir, ancak önemli bir ilerlemedir.1 Özellikle savunma hakkı açısından yeni hükümlerin toplumumuz bünyesine uymadığı, sanıklar tarafından suistimale açık olduğu iddiaları bazı çevre1erce ileri sürülmektedir. Bu iddialara katılma olanağı görmemekteyiz.2

Bu görüşe biz de katılıyoruz. Bu nedenle İnsan Hakları Sözleşmeleri hakkında -kısa da olsa- bilgi sunmakta yarar görmekteyiz:

Avrupa Sözleşmesinin Hukuki Statüsü

Avrupa Sözleşmesi'nin Anayasa değerinde olup olmadığı veya milli kanunlara eşitliği ile yetinilmesi gerekip gerekmediği tartışmalıdır.

Alman doktrininde kuvvetli bir akım, Avrupa Sözleşmesinin "Anayasa Kanunu" değerinde olduğunu şu gerekçeye istinad ettirmektedir. Sözleşme "İnsan Hakları" kavramını tasrih ve ikmal etmektedir. Alman Anayasasında bu haklar genel hatları ile gösterilmiştir. O halde Sözleşme Anayasayı tamamlayan bir metindir.3

Bu doktrin Türk Hukukunu ilgilendirir. Alman ve Türk Anayasası hükümleri arasında bu konuda açık bir benzerlik bu ilgiyi meydana getirmektedir.

Bununla beraber, Alman Mahkemelerinin, Sözleşmeye Anayasa değeri tanınmasını açıkça veya zımnen reddeden kararlarına rastlanmaktadır.4
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK)'ndaki değişikliğin başta gelen nedeni, haksız ve aym zamanda insan haklarına aykırı uygulamaları gidermektir. Bu sebeple amaç, yerinde ve kutlamağa değer niteliktedir.
Anayasamız, andlaşmaların usulüne göre yürürlüğe konmasından sonra bunların "kanun hükmünde" olduklarına işaret etmiştir. O halde sözleşmenin diğer kanunların üstünde (mesela Anayasa gibi) bir kanun olduğu kabul edilmemiş demektir. Yalnız Anayasa, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık davasının açılamayacağını bildirmekle yerinmiştir.

Bu durum karşısında Sözleşme hükümlerinin milli kanunlar gibi mahkemelerce uygulanması gerekli bulunacak, fakat milli kanunlarla çatışma halinde, çözüm şekli tercih esasına göre değil, herhangi iki kanun çatışmasındaki kurallara bağlı kalacaktır. Fakat Anayasaya aykırılığı dava edilemeyecek bir andlaşmanın, diğer bir kanunla çatışması halinde genel kurallara göre neticeye varılması, mesela yürürlük tarihlerine göre netice çıkarılması izahsız kalmaktadır.

Avrupa Sözleşmesine aykırı sonra bir kanun yapılabilir mi? Avrupa Sözleşmesine Anayasa değeri verilmedikçe bunun yapılamıyacağı iddia edilemez. Böyle bir kanunun, Sözleşmeye aykırılık sebebi ile uygulanmamasını mahkemeden istemek mümkün değildir. Yapılan kanunun anlaşmaya aykırılığının çözüm yeri Millet Meclisi olacaktır.

Türk mahkemelerinde Sözleşmeye dayanılarak talepte bulunulmasının mümkün olduğunu zannediyoruz. Sözleşme "kanun hükmü"nde olduğuna göre ona istinad edilebilmesi tabii görülmelidir. Sözleşmeyi kabul etmiş diğer memleketlerden bazılarının tatbikatı hakkında misaller de bu anlaşmayı kuvvetlendirmektedir:

Belçika Yüksek Mahkemesi, fertlerin sözleşme hükümlerine dayanarak hak iddia edebileceklerine karar vermiştir. Nezaret altında tutulan bir şahsın dosyayı tetkik etmesine müsaade edilmesini haksız bulan talebi Yüksek Mahkeme şu gerekçe ile reddetmiştir: Anlaşmanın 6. Maddesinde (3/b) sanığın "müdafaasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara malik olmak" hakkı, soruşturmada değil, dava sırasında ileri sürülebilecek bir haktır. Yine aynı mahkeme savunma şahitlerinin çağrılmaması suretiyle sözleşmenin (m.6,3) sanıklara tanıdığı "rnüdafaa şahitlerinin de iddia şahitleri ile yanı şartlar altında davet edilmesinin ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek hakkı"nın ihlali yolundaki talebi sözleşmenin, bir şahidin şahadetinin isbat değeri olup olmadığını takdir hususunda hakimlerin yetkisini kaldırmadığı gerekçesi ile reddetmiştir.5

Bu kararların gerekçesinde anlaşmaya istinat edilemiyeceğine dair hiçbir kayıt yoktur.

Alman Anayasa Mahkemesinde, gayntabii mukareneti suç sayan Alman Ceza Kanununun 175.maddesinin İnsan Haklan Sözleşmesine aykırı olduğu dava edilmiş, Yüksek Mahkeme Sözleşmenin (8/2) sağlık ve ahlak bakımından konulacak tahditleri yasaklamadığı gerekçesi ile talebi reddetmiştir.6

Bu karar dahi sözleşmenin Alman mahkemelerinde bir hak iddiasına mesnet olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Anayasamız, andlaşmaların usulüne göre yürürlüğe konmasından sonra bunların "kanun hükmünde" olduklarına işaret etmiştir. O halde sözleşmenin diğer kanunların üstünde (mesela Anayasa gibi) bir kanun olduğu kabul edilmemiş demektir. Yalnız Anayasa, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık davasının açılamayacağını bildirmekle yerinmiştir.

Bu durum karşısında Sözleşme hükümlerinin milli kanunlar gibi mahkemelerce uygulanması gerekli bulunacak, fakat milli kanunlarla çatışma halinde, çözüm şekli tercih esasına göre değil, herhangi iki kanun çatışmasındaki kurallara bağlı kalacaktır. Fakat Anayasaya aykırılığı dava edilemeyecek bir andlaşmanın, diğer bir kanunla çatışması halinde genel kurallara göre neticeye varılması, mesela yürürlük tarihlerine göre netice çıkarılması izahsız kalmaktadır.
Avrupa Sözleşmesine aykırı sonra bir kanun yapılabilir mi? Avrupa Sözleşmesine Anayasa değeri verilmedikçe bunun yapılamıyacağı iddia edilemez. Böyle bir kanunun, Sözleşmeye aykırılık sebebi ile uygulanmamasını mahkemeden istemek mümkün değildir. Yapılan kanunun anlaşmaya aykırılığının çözüm yeri Millet Meclisi olacaktır.

Türk mahkemelerinde Sözleşmeye dayanılarak talepte bulunulmasının mümkün olduğunu zannediyoruz. Sözleşme "kanun hükmü"nde olduğuna göre ona istinad edilebilmesi tabii görülmelidir. Sözleşmeyi kabul etmiş diğer memleketlerden bazılarının tatbikatı hakkında misaller de bu anlaşmayı kuvvetlendirmektedir:

Belçika Yüksek Mahkemesi, fertlerin sözleşme hükümlerine dayanarak hak iddia edebileceklerine karar vermiştir. Nezaret altında tutulan bir şahsın dosyayı tetkik etmesine müsaade edilmesini haksız bulan talebi Yüksek Mahkeme şu gerekçe ile reddetmiştir: Anlaşmanın 6. Maddesinde (3/b) sanığın "müdafaasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara malik olmak" hakkı, soruşturmada değil, dava sırasında ileri sürülebilecek bir haktır. Yine aynı mahkeme savunma şahitlerinin çağrılmaması suretiyle sözleşmenin (m.6,3) sanıklara tanıdığı "rnüdafaa şahitlerinin de iddia şahitleri ile yanı şartlar altında davet edilmesinin ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek hakkı"nın ihlali yolundaki talebi sözleşmenin, bir şahidin şahadetinin isbat değeri olup olmadığını takdir hususunda hakimlerin yetkisini kaldırmadığı gerekçesi ile reddetmiştir.5

Bu kararların gerekçesinde anlaşmaya istinat edilemiyeceğine dair hiçbir kayıt yoktur.

Alman Anayasa Mahkemesinde, gayntabii mukareneti suç sayan Alman Ceza Kanununun 175.maddesinin İnsan Haklan Sözleşmesine aykırı olduğu dava edilmiş, Yüksek Mahkeme Sözleşmenin (8/2) sağlık ve ahlak bakımından konulacak tahditleri yasaklamadığı gerekçesi ile talebi reddetmiştir.6

Bu karar dahi sözleşmenin Alman mahkemelerinde bir hak iddiasına mesnet olarak kullanılabileceğini göstermektedir.

Sözleşmeye Uymak İçin Alınacak Bazı Tedbirler

İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi (Roma, 4 Kasım 1950) Türk Devletince de kabul edilmiştir. (RG. 13 Mart 1954, n.8662) Bu Sözleşmenin birinci maddesi şöyledir: "Yüksek akit taraflar kendi yargı haklarına tabi her şahsa, bu sözleşmenin birinci faslında tarif edilen hak ve hürriyetleri tanırlar." Bu durum, CMUK değişikliği ile kısmen yerine getirilmiştir.

Bu hükmün bazı özellikleri vardır: Anlaşma ne "mütekabiliyet şartı"na bağlanmış, ne de akit devletlerin tebalarına hasredilmiştir. Diğer taraftan birinci madde doğrudan doğruya uygulama zorunluluğu getirmektedir. Bazı anlaşmalarda olduğu gibi akit Devletler, sadece kanunlarında gerekli değişiklik yapmak taahhüdüne girmiş değildirler. Anlaşma ile milli mevzuat çatışma halinde ise, bunların anlaşmaya uydurulması zaruridir. Nitekim akitlerden pek çoğu bu intibakı, kanunlarında değişiklik yaparak sağlamışlardır. Memleketimiz dahi CMUK değişikliği ile aynı yolu takip etmiştir.

Kanunun değiştirilmesinden evvel şu konu açıklanmıştı:

Kuşkusuz iyi bir usul uygulamasında sanığın duruşmadan evvel sorgulamasında, avukat yanında bulunabilmeli, avukatı olmayana mahkeme kendiliğinden müdafii tayin edebilmeli, müdafii davanın her hal ve safhasında hazır bulunabilmeli, hazırlık soruşturması avukattan gizli tutulmamalıdır. Soruşturma makamlarının aldığı kararlara ve yaptıkları işlemlere her zaman müdafii tarafından "itiraz" olunabilmeli ve usulsüz her davranış daha zararlı olmadan durdurulabilmelidir.7

Milletlerarası Anlaşmanın 6/d maddesine göre itham şahitlerini (kamu tanıklarını) sorguya çekmek ve çektirmek, savunma tanık1arının da itham tanıkları ile aynı şartlar altında davet edilmesinin sağlanmasını istemek hakkı sanıklara tanınmıştır. Bu hüküm Usul Kanunumuzla ve bilhassa bu kanunun uygulanması ile çelişme halinde idi.

Yukarıdaki örnekler Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini korumaya Dair Sözleşmenin memleketimizde gereği gibi uygulanabilmesi için mevzuatta ve bilhassa Usul Kanunlarında bazı değişikliklerin yapılması ve boşlukların da doldurulması gerektiği sonucunu vermekte idi.

Her memleketin kendi iç usullerine ve uygulamalara "İnsan Haklarını Koruma Avrupa Anlaşması"nın bilhassa ve Anlaşmanın 6. maddesinin etkili olması gerekli idi. Bu madde hükmüne göre her sanığın "adilce alenen, makul bir sürede ve kanunla kurulmuş, bağımsız, tarafsız bir mahkemede yargılanmak" istemesi hakkı idi. Alman Yargıtayının bu anlaşmaları iç hukuk kuralları gibi uyguladığına örnekler verilmektedir. Usul değişikliğinden istifade edilerek çapraz sorguya yer verilmeli idi.


* Prof Dr., A.Ü. Hukuk Fakültesi E. Öğretim Üyesi.
1. Özlü bilgi için, bkz: M. Tekelioğlu, CMUK' daki Son Değişiklik, Ankara, 1992.
2. Eralp Özgen, a.k., Önsöz, s.4.
3. Bkz: Buergenthal, s.71.
4. a.k., s.71.
5. a.k., s.68.
6. a.k.,s.75.
7. Faruk Erem, Çapraz Sorgu, 1992, s.7.


Avusturya, anlaşmayı onayladığı zaman (1958) ona bir Anayasa Kanunu değeri (Verfassungsgesetz) vermek istemişti. Fakat bu hususun sarih bir kayıtla açık1anmamış olması ve anlaşma hükümlerinin sarih bulunmadığı gibi gerekçelerle konu tartışmalı hale geldi. Nihayet parlemento (1964) milletlerarası anlaşmalara ait Anayasa hükmünü değiştirme sırasında Avrupa Sözleşmesinin Anayasa Kanunu hükmünde olduğunu açıkça tasrih etti.

Fiilen yürürlüğe girebilmesi bir kanun yapılmasına bağlanmamış olan anlaşmaların, derhal yürürlüğe girmesi ve bu arada Avrupa Sözleşmesinin derhal yürürlüğe giren bir kanun değerinde olduğu inancına en geniş şekilde Federal Almanya mahkeme tatbikatında rastlanmaktadır.

Avrupa Sözleşmesinin Türkiye'deki Hukuki Statüsü

Her ne kadar bu sözleşme eski Anayasa zamanında kabul edilmiş ise de, konu yeni Anayasaya göre bir neticeye bağlanmalıdır. Anayasamız, andlaşmaların, Meclis'in uygun bulma kanunu ile onaylanmasını öngörmüştür. "Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında" bu hüküm uygulanacaktır.