Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Tabiatın Doğal Kaynakları

Vatana İhanet

Deniz Senfonisi

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Mantar Meşesi

Portekiz

Sanatın Hayatımıza Katkısı

Faaliyetlerimiz

Antik Kültürün ve Doğal Kaynakların Toplumsal Paylaşımı

Kalıtımlı Suçlu Psikolojisi

Pamukkale

Muhallebili Ayva Tatlısı

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

Ön Kapak İçi


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Prof. Dr. Faruk EREM
Cumhurbaşkanının sorumluluğu şöyle özetlenebilir: Anayasa hukukunda hakim olan kanı şudur: Parlamenter rejimlerde Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu mutlak değildir. Halbuki monarşilerde sorumsuzluk mutlaktır. 1876 "Osmanlı Kanunu esasinde (m. 5) padişahın şahsının "mukaddes ve gayrı mesul" olduğu açıklanmıştı. Demokrasilerde ise Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu "görevle ilgili suçlar" açısından kabul edilmiştir, görevle ilgili olmayan suçlar (adi suçlar) açısından -bütün vatandaşlar gibi- sorumludur (2).

Cumhurbaşkanının görevi ile ilgili suçlardan sorumsuzluğu karşı imza sistemi içinde izah olunmaktadır. Fakat "Parlamenter Cumhuriyetlerde genel olarak, Cumhurbaşkanının Vatana İhanet teşkil eden suçlarından dolayı cezai bakımdan sorumlu olacağı ilkesi kabul edilmiştir", "Bu sebeple Cumhurbaşkanının Vatana İhanetle suçlanması durumunda Cumhurbaşkanlığı sıfatının sona ereceği" ileri sürülmektedir. "Cezai sorumluluğun ... ne gibi hallerde tahakkuk edeceğini anlamak için hiyaneti vataniye kanununa ve ceza kanununa bakmak lazımdır" (3).
Bazı Anayasalar Devlet başkanına sorumluluk tanımamışlardır. Örneğin Norveç Anayasasında (m.5) "Kralın şahsı mukaddestir, takbih ve suçlanamaz. Sorumluluk krallık müşavere meclisine aittir" denilmektedir. Aynı hüküm İsveç Anayasasında da (m. 3) yer almaktadır.

Diğer bazı Anayasalar sorumluluğu kabul etmişler, fakat hangi suçlardan Devlet başkanının sorumlu olduğunu göstermemişlerdir. Örneğin Portekiz 1933 Anayasasının 78.Maddesi halk tarafından doğrudan seçilen cumhurbaşkanının görevinden dolayı Millet önünde sorumlu olduğunu açıklar. Avusturya 1929 (1945) Anayasasında (m. 6) konfederasyon Başkanı, federal meclisin müsaadesi olmadan hiçbir takibe maruz kalamayacağı, federal Meclis kararı ile suçlanabileceğini hükme bağlamıştır.
Terör Kanunu ise "Hiyaneti Vataniye" Kanununu (md. 43) kaldırmıştır. Anayasanın açık hükmüne karşı "Hiyaneti Vataniye Kanunu" kaldırılabilirmi: Böylece bir "boşluk" ortaya çıkmıştır? Terörle mücadele isteğinin vatan ihaneti kavramı ile ilgisi var mıdır?

"Vatana ihanet" terimi, doktrinde, Anayasada ve kanunlarımızda kullanılmakta ise de bu terimin kapsadığı suçların neler olduğu açıklanmış değildir.

Tek kaynak "Adalet Divanı"na sevk kararıdır (Resmi Gazete: 13 Temmuz 1960, No: 10550) bu kararda şöyle denilmektedir: "Anayasa sadece Devlet Başkanlığının hiyaneti vataniye halinin ne olduğunu belirtmemiştir. Anayasamızda kullanılan hiyaneti vataniye tabiri teknik manada muayyen bir suçun adını ifade etmeyip, muhtelif kanunlarımızda mevcut bir çok suçu ihtiva eden genel bir terimdir. Bu boşluğun bir unutma veya ihmalden ileri geldiğini düşünmek mümkün değildir. Kanun koyucu, Cumhurbaşkanının vatan hiyaneti halinden ve böylece vatan hiyaneti suçundan sorumlu olduğu esasını vazederken, bu suçu tavsif ve tayin ve bu suça verilecek cezayı tesbit etmekten bilerek ve isteyerek kaçınmıştır".

Bu açıklamadan şu sonuç çıkmaktadır: Anayasa sorumluluğun hangi suçları kapsadığını açıklamamış, fakat sorumluluğu kural olarak göstermiş, hangi suçun vatana ihanet sayılacağının takdirini uygulayıcıya (yargıç'a)" bırakmıştır. Fakat bu sonuç "kanunsuz ceza olmaz" kuralı ile nasıl bağdaşacaktır?

Hiyaneti vataniye kanununun birinci maddesinde ve zeyl kanunda " ... hiyaneti vataniye addolunur" ibaresinden maksadın ne olduğu tartışmalıdır. Kanunun tartışılması sırasında "bu maddei kanuniyede haini vatan tarif olunmuştur. Halbuki fail değil, fiil tarif olunmak lazımdır" fikri ortaya atılmış, fakat tartışma sonunda hüküm olduğu gibi kabul edilmiştir (TBMM 5 İçtima, 3 celse, 27 Nisan 336 Tutanak dr. S. 108).

15 Nisan 1339 tarihli tadil kanunu esasa ilişkin değişiklikler yapmış, bir sonraki kanunla usul hükümleri gösterilmiş, 25 Şubat 1341 tarihli tadil Kanunda ise dini cemiyetler etraflıca ele alınmıştır.

Buna karşın, 8 Kanunisani 1339 tarihli tefsir kararının karşı oy yazısında şöyle denilmektedir: "Cürmün faillerinden bir kısmı hakkında hiyaneti vataniye, diğer bir kısmı hakkında ceraimi adiye (adi suç) demek hususunda hiçbir esası hukukiyeye tesadüf edilmemiştir".

Vatana İhanet Kanununun boşluğunu 15 sayılı Kanun "TCK.nun 125-133, 146, 149, 150. maddelerinde yazılı suçlar vatana hiyanet suçlarıdır" demek suretiyle doldurmuştu. Bu Kanun kaldırılmış sayılacakmıdır?

Cumhurbaşkanının sorumsuz olduğu, bütün kararlarından ötürü Başbakan ve ilgili Bakanların sorumlu tutulacağı, Cmuhurbaşkanının yalnız vatana ihanetten sorumlu tutulacağı, Anayasanın 105. Maddesi hükmüdür. Eğer bu sorumluluk kalkmış olursa Türkiye "Cumhuriyet" olmaktan çıkar, krallık veya padişahlık haline gelir.

Durum terör Kanunu açısından ele alınacak olursa şöyle düşünülebilir: Vatan hiyaneti sayılacak fiiller "Terörle mücadele" Kanununda gösterilmiş olduğu için "Hiyaneti Vataniye" Kanunu kaldırılmıştır. Fakat bu yorum terör ile mücadele kanununda gösterilen suçlar açısından izahsız kalmakta, sorumluluk genişlemektedir. Hiyaneti vataniye kanunu terörle mücadele kanunu ile kaldırıldığına göre iki kavram arasında ilgi görülmüş demektir. Böylece "ters tepen kanun" anlayışına yer verilmiştir.

Terör Kanununun gerekçesinde "2 sayılı Hiyaneti Vataniye Kanunu"nun kaldırılması gereği özgürlüklerin sağlanması olarak gösterilmiş ise de Anayasal zorunluluk savsanmıştır. Kaldıki Hiyaneti Vataniye Kanunu TBMM.ne karşı suçlar (m. 1), Vatana
hiyanet suçlarının mutlaka tutuklu olarak yargılanacağı, davanın azami yirmi günde bitirileceği mahkeme kararının kesin olduğu gibi hükümler taşıyordu.

Bizce Vatana İhanet Kanunu kaldırılırken, Anayasada gösterilen "Vatana ihanet" teriminden ne anlaşılacağını gösteren hükümleri açıklayan yasa yapılmalıydı, sadece Kanunu kaldırmak yeterli değildir, sakıncalıdır.





----------------------------------------------------------------------------------------------
(1) Bk. Sesso (R.) Osservazioni in tema di responsabibita penale del presidente della repubbica per reati Comuni (La scuola positiva, 1962, Anno IV,fase.3).

(2) Bu konu 1924 Anayasasında (m. 41/2) açıkça belirtilmiş, dokunulmazlık hükümlerine (m.17) göre hareket edileceği açıklanmıştı. 1961 ve 1982 Anayasalarında da durum aynıdır (Özbudun (E.), Türk Anayasa Hukuku, ss. 288, bk. Aldıkaçtı (0.) Anayasa hukukumuzun gelişmesi (İstanbul, 1970), s. 280.

(3) Özbudun, s. 289, Arsel (İ.), Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasları, s. 371, Cumhurbaşkanı "Adi Suç" diye isimlendirilen suçlar (görevi ile ilgili olmayan suçlar) açısından her hangi bir ayrıcalığa sahip değildir, herhangi bir vatandaş gibi genel hükümlere tabidir.

Bu düşüncenin aksini savunanlara rastlanmaktadır: Cumhurbaşkanı Anayasal bir organın tek temsilcisidir. Yalnız vatana ihanetten sorumlu olduğunu bildiren Anayasa "adi suçlar "dan sorumlu olmadığını kabul etmiş demektir. Anayasa böylesine yüksek görevde olan kişiye tam dokunulmazlık sağlamamış olamaz. Lafzi yorum, mantık yorumuna üstün çıkamaz.

Bu düşünce kabul edilemez. Demokrasilerde Anayasalar yalnız "siyasi dokunulmazlık" kabul etmişlerdir. Bu nedenle "Anayasada boşluk" yoktur. Bk. Sesso, s. 460: Guarino, il presidente della republica İtaliane, Rivista trimestrole di diritto pubblico, 1951, ss. 917.
Nihayet üçüncü guruba giren Anayasalar sorumluluğu ve suçları açıklamışlardır: Hindistan'ın eski Anayasasına göre (m. 56/b, 61) Başkan Anayasayı ihlal ettiği takdirde, düşürülebilir, suçlama bir kanunda gösterilen suça dayanmalıdır. İsrail anayasası (m. 61) "Cumhurbaşkanı Milletvekilleri Meclisinin ... kendisini itham etmesi ve Yüksek Mahkeme tarafından hiyanet, rüşvet veya Anayasayı ihlal suçlarından dolayı mahkum etmesi ile görevinden uzaklaştırılır. 1949 Federal Almanya anayasasının 61. Maddesine göre Cumhurbaşkanı Anayasayı veya federal bir yasayı kasten ihlal ederse ve bu husus federal mahkemece kabul edilirse mahkeme Cumhurbaşkanlığının düşmesine karar verir. 1948 Çekoslovak Anayasası (m. 78) Cumhurbaşkanı yalnız vatana ihanetinden sorumludur" demektedir. 1946 Fransız Anayasasına (m. 42) göre "Cumhurbaşkanı ancak vatana ihanetten (Haute Trahison) sorumludur. Bu halde milli meclis tarafından itham edilir ve Yüce Divana sevk olunur".
Terörizmle mücadele kanunu, bilimsel açıdan "ilginç" bir yasadır. Önemli özelliklerinden biri de bu yasanın "hiyaneti vatanniye" kanununu kaldırmış olmasıdır. Bu husus sessizce yapılmış, kamu oyunda ilgi çekmemesine dikkat edilmiştir.

Anayasanın 105/3. Maddesine göre "Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine üye tam sayının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır".

Cumhuriyetle yönetilen bütün yabancı Anayasalarda benzer hükümler yer alır. Örnek olarak İtalyan Anayasasını gösterebiliriz. Bu Anayasadaki hüküm (m. 90) şöyledir: "Cumhurbaşkanı yaptığı işlemlerden sorumlu değildir. Yalnız ihanetinden (Alto Tradmento) ve Anayasayı ihlalden sorumludur" (1). Bütün yabancı anayasalar aynı veya benzeri hükümler taşırlar. Çünki anayasayı korumakla görevli kişinin Anayasayı ihlali sorumluluk dışı kalamazdı.