Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Denizler

Diyalektik Ceza Yargılaması

Öldürmek Sanatı

Tutuklama Sebepleri

Orkideler

Faaliyetlerimiz

Mumyalama

Sağlık Köşesi

Karnak

Selçuk Güvercini

Kızıldeniz

Zeytinyağlı Kabak

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
     anun, "tevkif sebepleri" ni tâyin etmek suretile "haksız tevkif" hallerine mani olmak istemiştir. Tevkif sebeplerini tek, tek göstermek ve bu sebepler mevcut değil ise tevkifi kanunsuz saymak isteyen anlayışta isabet vardır. Bununla beraber kanun hükümlerinde tevkif sebeplerinden bazılarının pek müphem olarak yazılmış olması bu anlayışla tezat halindedir.

Kanun tevkif sebeplerini tâyin etmekle, bu sebeplerin mevcudiyeti halinde hâkime tevkif selâhiyeti vermiştir, kanunun maksadı bu sebeplerin mevcudiyeti halinde "mecburi tevkif" usulünü vaz etmek değildir. "Bilhassa işaret edilmek iktiza eder ki, muayyen esasatı kanuniyeye irca edilen sebeplerin tahakkuku nihayet maznunun tevkifine imkân verir, yoksa onu zaruri kılmaz.

Kanun, "cürüm" lerde tevkif sebeplerini (kabahatler için bk. CMUK..105) şöylece göstermiştir: "Suçu işlediğine dair aleyhine kuvvetli emareler elde edilen sanık" (CMUK. 104) aynı maddede gösterilen hallerden birinin inzimamı halinde tevkif olunabilir.

Esas şart:
Tevkif için esas şart sanığın suçu işlediğine dair "kuvvetli emare"lerin mevcut olmasıdır. Kuvvetli emare ile kastedilen "yüksek derecede bir şüphe, büyük bir ihtimal"dir. "Tevkif için lâzım olan sebeplerin son tahkikatın açılmasını caiz kılacak sebeplerden kuvvetli olması icap eder" Bu itibarla itham ne kadar ağır olursa olsun, sanığın suçu işlediğine dair emarelerde tereddüt, zaaf halinde tevkif yolunda gidilemez. "Kanunumuzun, emare tâbirini kuvvetli sözü ile tavsif etmiş olması, tevkife ne dereceye kadar ehemmiyet vermiş olduğunu açıkça gösterir"

Usul kanunumuz sanığın "suçu işlediğine dair kuvvetli emare"nin mevcut olması, Anayasamız ise (m.19) "suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunması" halinde tevkifinin mümkün olabileceğini bildirmektedir. Bu iki metin arasında: belirtinin suçun işlenmesine veya suçluluğa ait olması lâzım geleceği gibi büyükçe bir fark vardır. Fakat Anayasamızın usul kanununun mânasına bağlı kaldığını kabul daha makuldür. Her iki metne göre tevkif için, sanığın kendisine isnad edilen suçu işlediğine dair "kuvvetli belirti" mevcut bulunmalıdır.

"Belirti" tevkifi haklı gösterebilecek açıklıkta ise "kuvvetli" sayılır. Ancak bu derece kuvvetli olan belirti, tevkif için "kafi" sayılabilir. "Belirti" (=emare) basit bir "şüphe" değildir. Vakıalarla müşahhas hale gelmiş şüphelerden bazılarının "emare" sayılması mümkündür. Buna mukabil "belirti" (=emare) elbetteki "delil" değildir. Delildeki kat'iyete yakınlık ve küllilik, belirtide mevcut bulunmamaktadır. Bir vakıanın kanuni anlamda "belirti" sayılabilmesi yargıcın "takdir" ini gerektirecektir. Fakat bu takdir "intiba"lara dayanmamalı, bir mantık ameliyesine dayanmalıdır. Bir vâkıayı, "belirti" kabul etmeden evvel yargıcın o vakıanın iltibaslı olup olmadığına bakması isabetlidir.
Kanun "kaçma ihtimali"nden değil, "kaçma şüphesini uyandıracak vâkıalar"ın mevcudiyetinden bahsetmektedir. Zira her sanığın, kaçması muhtemeldir. Kaçma şüphesini uyandıracak fiili vakıaların (meselâ kaçma hazırlığını gösteren faaliyetlerin) mevcudiyeti şarttır. "Kaçma yalnız sanığın uzak bir mahalle yahut ecnebi bir memlekete gitmesi hali değildir. Kendisini saklı tutan yahut kendisini saklamak gayesiyle oturduğu yeri değiştiren kimse de bu mefhuma dahildir."
Öyle sanıyoruz ki "kuvvetli belirti" nin -kanunumuza göre- mânasını tâyin hususunda bazı hükümleri karşılaştırmak doğru olur. Kamu dâvasının önemsiz ve kısmi emarelerle açılabileceği düşünülemiyeceğine göre "kuvvetli emare" terimini "delil" e yaklaşan bir kavram olarak kabul etmek lâzımdır. Bazı usul kanunları (meselâ İtalyan CMUK. 375) gerek kamu dâvasının açılması ve gerek tevkif için kâfi emareyi yeter görmüşlerdir. Bu itibarla tevkif için kuvvetli emare terimini tercih eden kanunumuzun bir mânası olmak icap eder.

Ek şartlar:
Yukarıda gösterilen "esas şart"a aşağıdaki hallerden biri inzimam ederse sanık tevkif olunabilir:

a) Kaçma şüphesi: Bu hal kanunda şöyle ifade olunmuştur: "Şuç işlediğine dair aleyhine kuvvetli emareler elde edilen sanık kaçma şüphesini uyandıracak vakıalarda bulunursa" (CMUK.104, b 1) tevkif olunabilir.
b) Delillere zarar verilmesi şüphesi: Bu hal kanunda şöylece ifade edilmiştir: "Suç işlediğine dair aleyhine kuvvetli emareler elde edilen sanık... suçun izlerini yok etmeğe veya şeriklerini uydurma beyanata yakut şahitleri yalan tanıklığa veya tanıklıktan kaçınmağa sevk eyleyeceğini gösterir haller bulunursa" tevkif edilebilir (CMUK. 104). "Her suçta delil ve emareleri yok etmek ihtimali daima mevcuttur. Fakat böyle bir ihtimal tevkif için kâfi değildir. Bir kimsenin tutulması ancak ortada maddi hallerden istihraç edilen büyük bir ihtimal mevcut olduğu takdirde caizdir". "Suçun izleri denildiğine göre meselâ suçtan hâsıl olan eşyayı saklamak, kaçırmak da buraya dahildir".

c) Vahim sayılan suçlar: Bu hal kanunda şöyle ifade olunmuştur : "Suç işlediğine dair aleyhine kuvvetli emareler elde edilen sanık... suç, Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozan fiillerden bulunur veya âdabı umumiye aleyhine olursa" tevkif edilebilir (CMUK. 104). "Adabı umumiye aleyhine cürümler" tâbirinin TCK.nda muayyen bir mânası vardır. Fakat hangi suçların Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıracağı, asayişi bozacağı hakkında kanuni bir mesnet yoktur. Esasen geniş mânada alınırsa her suçta bu vasıf mevcuttur. "Kanun vazıının maksadı her halde bu olmasa gerekir. Maksat, huzur ve emniyeti esaslı surette bozan oldukça ağır suçlardır. Bu takdirde ise, zaten başka bir sebep dolayısıyla tevkif selâhiyeti vardır. Filhakika ağır cezalı suçlarda maznunun daima kaçma şüphesi bulunduğu tasrih kılınmış olmasına göre, maksat temin edilmiş bulunmaktadır". Mehaz kanunda mevcut olmayan bu hüküm, bu itibarla faydasızdır, fakat mahzurlu olabilir. Zira geniş mânada alınması halinde, tevkif sebeplerini tek tek saymakta fayda gören kanunun |maksadına aykırı tatbikata yol açabilir. "Şahsi dâvada tevkif caiz değildir".

CMUK.nun 223. maddesi gelmemiş olan sanık hakkında duruşma yapılamıyacağı, gelmemenin makbul sebepleri isbat edilemezse sanığın ihzar veya tevkif olunacağı hükmünü koymuştur. Tatbikatta bu çeşit tevkife, genel anlamdaki tevkiften (CMUK. 104) farklı anlam verilmektedir. Tevkif kararının 229. maddeye göre sanığın sorgusunu yapmak gayesine matuf bulunduğu, karara itiraz edilemiyeceği sorgusu yapılıp gıyabi tevkif vicahiye çevrildiği takdirde o zaman sanığın tevkif kararına itiraz edebileceği içtihad olunmaktadır.
Mevcut vakıaların "kaçma şüphesi"ni uyandıracak mahiyette olup olmadığı takdire taalluk eder. Fakat kanun bazı hallerde bu takdire yer vermek istemiştir. Diğer bir deyimle kanun bazı halleri "kaçma şüphesi" hakkında "kat'i karine" kabul eylemiştir. Bu haller şunlardır:

a') Ağır cezalı cürümler: Eğer soruşturmanın konusu suç ağır cezalı cürümlerden (=CMUK. 421) ise sanık kaçacak farzolunacaktır. Bununla beraber her ağır cezalı işde tevkifin mecburi olduğu zannolunmamalıdır. Zira "kuvvetli emare" mevcut değilse hâkim ağır cezalı işlerde dahi, tevkif " kararı vermeyebilir.

b') Şüpheli kimseler: Sanığın "ikâmetgâhı veya meskeni bulunmaması veya serseri veya şüpheli takımından olması veya " kim olduğunu isbat edememesi" halinde kaçacak sayılmasını kanun emretmektedir (CMUK. 104, b 2). Bütün bu sayılan hallerin "kaçma şüphesi" bakımından değerlendirilmesi lâzımdır. "Kim olduğunu isbat edemeyen tâbirine ismini söylemeyen, sahte isim veren de dahildir".

c') Yabancılar: Sanık "Yabancı olup da hâkimin dâvetine veya verilecek hükmün infazı için geleceğinden şüphe uyandıracak ciddi sebeplerin bulunması" halinde kaçma şüphesi mevcut farzolunacaktır (CMUK.104, b 3). "Yabancı" Türk tâbiiyetinde olmayandır, tâbiyetsizler yabancı sayılır. Kanun sadece Türk olmamağı tevkife kâfi saymamış, muayyen hususlarda "ciddi sebep"lerin mevcudiyeti şartını aramıştır.
Kanunumuzun kabul etmediği tevkif sebepleri:
CMUK. nun kabul ettiği tevkif sebeplerini çoğaltmak veya mevcut sebeplerin mânalarını genişletmek temayülüne zaman zaman tesadüf olunmuştur. Bu temayüller "kişi hürriyeti" için ciddi tehlikelerdir. Bu itibarla kanunumuzun kabul etmediği tevkif sebeplerini ve bunların mahzurlarını görmek faydasız değildir.

a) Müstakbel suç tehlikesi: Serbest bırakıldığı takdirde yeni bir suç işleyeceğine dair vakıalar mevcut ise sanığın tevkif edilmesi gerektiği mütalâası yersizdir. "Bu endişe ile bir maznunun tevkifinin, kanunu ihlâl edenlere karşı cemiyetin himayesi maksadına hizmet edeceği" ileri sürülmüş ise de bu düşünce demokratik ceza hukukunda makul sayılamaz. Kimin suç işleyeceği malûm olmadığına göre sanık hakkında böyle bir karine kabulüne imkân yoktur. Esasen bir kimsenin ancak işlediği bir fiilden dolayı hürriyetinin tahdidinde, bazı şartlar da mevcut ise, zaruret görülebilir, fakat ilerde işlenmesi muhtemel bir suç için tevkif, bu müesseseyi izah eden fikirlerle bağdaşamaz.

b) Sanığın serbest kalmasında mahzur görülmesi: Suçun çok ağır olan mahiyeti ve bu sebeple halk üzerinde uyandırdığı şiddetli nefret ve heyecan dolayısiyle maznunun serbest bir halde bulunmasına kimsenin tahammül edemeyeceği hallerde, sair tevkif sebepleri (meselâ kaçmak şüphesi) mevcut olmasa dahi, maznun "tevkif olunabilmelidir". Bu halde bir "Himaye tevkifi" bahis mevzuudur. Halk heyecanı, hattâ umumi nefret her zaman haklı değildir. Bunlar, çeşitli maksatlarla tahrik edilmiş dahi olabilir. "Himaye tevkifi" kavramı ise bir icattır. Hürriyet rejimlerinde tevkif etmek suretiyle himaye değil, serbesti içinde himaye esastır.
Anayasa Mahkemesi Kararı:
Usul Kanunumuzun tevkif sebeplerinden bazılarının Anayasaya aykırılığı iddia edilmişti. Bu iddia şu haklı gerekçeye dayanmakta idi : "Mehaz Kanununda bulunmayan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104. maddesinin 1. fıkrasının 3 numaralı bendindeki "Suç Devlet ve Hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin âsayişini bozan fiillerden bulunur veyahut adabı umumiye aleyhine olursa" hükümleri taahhüt ettiğimiz insan hakları ve ana hürriyetleri koruma sözleşmesinin 5. maddesinin (c) bendindeki haller dışında kalmaktadır. Anayasa?mızın 30 uncu maddesi de; suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak kaçmayı veya delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadiyle tutuklanabileceğini kabul etmiştir. Bu maddedeki (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde...) cümlesinden Anayasa'mızın kabul ettiği iki tutukluluk hali dışında başka tutukluluk halleri de kabul ettiği mânası çıkarılamaz. Bu cümleden, kaçmayı veya delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek gibi sebeplere benzeyen halleri anlamak gerekir. Aksi halde kanun koyucuya Anayasa'nın 14. maddesinde belirtilen kişi dokunulmazlığının ve hürriyetinin kötüye kullanılmasına yol açan yetkiler verilmiş olur ki; o zaman, Anayasa'mızın demokratik hukuk devleti ilkesi zedelenmiş ve 11 inci maddesiyle teminat altına alınan temel hak ve hürriyetlerin özü ortadan kaldırılmış olur"
"Tevkifin gayeleri arasında, Hükümet otoritesini göstermek, ibret dersi vermek, âmme efkârını yatıştırmak gibi gayeler de ileri sürülmüştür. Kanaatimizce böyle bir gaye ile yapılan tevkif, bu gayeler cezalardan beklenen gayeler olduğundan, muhakeme hukuku müessesesi olmaktan çıkar ve ceza mahiyetini alır. Mahkûmiyet yargısından önce de ceza vermeğe hakkımız yoktur"

Müstakbel suç tehlikesi ve sanığın serbest kalmasında mahzur görülmesine müteallik olan hükümler, mehaz kanunda mevcut değildi, Alman CMUK. na 1935 yılında, totaliter rejimin tesiri ile ilâve olundu.

 K