Mithatpaşa Cad. No:66/6 Tel: 0312-419 38 65 Fax: 0312-419 76 25
Anayasa Mahkemesi kararına göre "Anayasanın 9. madddesi, yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağından bahseder. Demek ki yargı yetkisinin serbestce kullanılabilmesi için mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkim teminatı esastır".
"Devletin şeref ve haysiyetini kırmadan, kişileri haklı endişelere sokmadan ve nihayet büyük tarihi sorumluluk altına girmeden bağımsızlık ve teminatı daraltmak mümkün olmaz".
Anayasa Mahkememiz mahkemelerin bağımsızlığını en geniş şeklinde anlamaktadır. "Yürütme organının hâkimler hakkında herhangi bir tasarrufta bulunabilme yolu"nun kapalı olduğuna karar vermiştir.
Kaza kuvvetinin istiklâli kavramı, hâkimin bağımsızlığı kavramından ayrıdır. Tartışmalarda bu iki kavramın aynı anlamda alındığı görülmektedir.
Mer'i kanunların pek çoğunun bağımsız hâkimle tatbikine imkân yoktur. Bu kanunlar, onu tatbik edecek hâkimin bağımsızlığını daraltmak için konmuştur. Bu kanunlara karşı bağımsız hâkim onları dinlemeyen hâkim demektir ki bu hukukî bir anlayış değildir. Bu itibarla her şeyden evvel kanunlarımızı, bu açıdan ele almak zorundayız. Bu kanunlar olduğu gibi dururken bağımsız hâkimden söz açmak, "asî hakim" istemek gibi bir şeydir. İşaret edilen bu husus hâkimin yasama organı karşısında bağımsızlığı meselesi de değildir. Yasama organının hâkim kararlarına dokunmaması şeklinde hâkim bağımsızlığı kavramı bir başka anlamdadır.
Hâkim, yürütme (icra) organı karşısında müstakil kalmalıdır. Bu organın hâkime tatbik ettiği tedbir kanuna uygun ise bunun sorumu yasama organına düşer, değil ise suç, yürütme organınındır, fakat her iki halde de hâkim suçlu değil, mağdurdur. Kötülük kimin elinde müşahhas hale gelirse onun suçlu olarak kabulü sathî bir görüştür. Bir mazeret sebebi olduğu tartışmasız kabul edilen "zaruret hali"nin feci misâli kanunların hâkimleri böyle bir duruma düşürmesidir ki bunun tesirlerini görmemezlikten gelmeğe imkân yoktur. Bir anlayışa göre tam mânasiyle bağımsızlık, yasama ve yürütme kuvvetleri karşısında, doğrudan doğruya milletçe seçilmiş hâkimlerin temsil ettiği üçüncü kuvvet de mevcut olabilir. Bu seçim usulü kabul edilmedikçe hâkim diğer iki kuvvetin tesirinden asla kurtulamaz. Her iki kuvvetin kendi kendini murakabe edeceğini; hâkimi bağlı hale getirmiyeceklerini ümit etmek hattâ Anayasa kaideleri ile bu ümidi sağlamak gayretine inanmak, sadece "iyi niyet"dir, teminat değildir. "Hâkimin azledilmezliği" - Anayasada yer alsa dahi - kâfi gelmez. Esasen tâyin yetkisi elinde bulunan bir kuvvetten azil yetkisinin alınması, azle lüzum göstermeyecek tâyin tatbikatına yol açacaktır.
Hâkimlerin halk tarafından seçilmesinin mahzurları yok değildir. Hâkimin halk tarafından seçilirse kendini seçenlere karşı bağımsızlığını kaybedecek, seçimlerde mutasavver her çeşit kötü tatbikata bu seçimde de rastlanacak, halk seçeceği kimsede hâkim vasıflarının mevcut olup olmadığını takdir edemiyecektir. Buna mukabil hakimlerin bağımsızlığı demokratik bir rejimde ancak seçimle kalbili izahtır. Halk tarafından seçilmeyen kimselerin müstakil bir teşkilat halinde kabulü, bir "kuvvet" olarak telakkisi imkânsızdır.
Hâkimlerin, yine hâkimler tarafından seçilmesi usulü de mevcuttur. Bu usulün hâkimliği birbirini koruyan, kayıran kapalı bir teşkilât haline getirdiği yolunda tenkitlerine rastlanmaktadır, fakat asıl mahzur şu olsa gerektir: "Millet namına kullanacak bir hakkı ve belki de hakların en mühimini istimal edecekleri (hakimleri) tayin selâhiyetinin doğrudan doğruya veya bilvasıta halk tarafından seçilmemiş olan teşekküllere verilmesi isabetli değildir".
"Hâkimler kanun koyucu değildir. İdareci de yazılmazlar, vazifeleri kanunun ne olması lâzım geldiğini tâyin etmek olmayıp, kanunun ne olduğunu tesbit etmektir. Devletin istikrarı her şeyden önce onların bağımsızlıkları, haysiyet ve hürriyetlerine bağlıdır. Onlara Recall prensibini uygulamak, kanunun halkın insiyak ve kanaatlerine uyma zorunda olduğu fikrini ihdas etmek demektir. Halkın dilediği zaman kanunları değiştirme hakkına sahip olması kâfidir. Onlara yerleşmiş bir kanunu sadece yorumlayan kimseleri geri çağırma tehdidi ile nüfuzları altında bulundurmalarına ihtiyaç yoktur. Bir idari kontrol vasıtası Recall (=vazifeden almak) usulünün önem ve lüzumluluğu, onu bu farklı alana çekmek suretile gölgelendirmemelidir".
Yasama meclislerinin doğrudan doğruya halk tarafından seçilmiş olmaktan gelen üstünlüğü karşısında sadece Anayasa müessesesi olmak yargı organlarına yeteri kadar itibar sağlayamamaktadır. "Kanunu muhakeme eden hâkim" kavramı kabul edilince "üç erkin ayrılığı prensibi"nin çağımızda değişikliğe uğradığını sezmemeğe imkan yoktur. "Bir memleketin hükümeti kendi adına cinayetler işlenmesine izin verirse, her vatandaş, istese de, istemese de, toptan cani olan bir milletin ferdi haline gelecektir." (Françoise Sagan). Hâkimin bağımsızlığı bu yönden olağanüstü önem kazanmıştır. Bu günü yarına sarsıntısız götürecek tek kudret "Bağımsız Adalet"dir.
Bağımsızlık kadar mahkemenin de korunması lâzımdır. "İngiltere'de hâkimlik mesleğine karşı mutlak surette hürmet esası caridir, Mahkemelere karşı her hangi bir tecavüz çok geniş takibata elverişlidir; bu keyfiyet yalnız mahkemenin zabıtasına inhisar etmez, fakat hariçten yapılan tenkitlere de şamildir".
Gerçek demokrasilerde yasama organının her şeyi yapabileceği zannı yanlıştır. Yasama organının yaptığı kanunların bile iptal edilebileceğinin sistem olarak kabulü büyük bir fikir gelişmesini gösterir. Yalnız bu yargılama organının bu görevini başarabilmesi için, en az yasama organının sahip olduğu imtiyazlara, kudrete sahip olması gerekir. Bu ise gerek "Anayasa Mahkemesi"nin, gerek "Yüksek Hâkimler Kurulu"nun seçiminin doğrudan doğruya halk iradesine bağlanmasını lüzumlu kılar.
Savcılık ve hâkimliğin ve hatta avukatlığın ömür boyunca birbirinden ayrı meslekler haline getirilmesi sakıncalıdır. Zira sadece soruşturmada, sadece savunmada, sadece duruşmada tecrübeli olmak yeterli değildir. Diğer mesleklerin hakimliğe ulaşabilmek için zaruri kademeler sayılmasını sağlayan bir kuruluşa geçmek lâzımdır.