Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Su

Bağımsızlık Kavramı

Mahkeme

Deniz Senfonisi

Nallıhan

Mısır Piramitleri

Faaliyetlerimiz

Ceza Mesuliyeti

25.Yıl Kutlamaları

Akarsular, Göller

Sağlık Köşesi

Pırasalı Börek

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-419 76 25
                ararı "mahkeme" verir. Mahkeme "gerçek kişi" değil, "tüzel kişi" de değil. Öyle ise nasıl olupta mahkeme "İdam kararı" verebiliyor (!).

    Bence mahkeme "hâkim" ile "sanık" arasına bir "tampon bölge" koymak isteğinden doğdu. Halbuki, yazarı bilinmesi gerekli en kutsal yapıt "hüküm"dür.

    Hâkim, "bu hükmü ben verdim" diyebilmeli. Ya "toplu mahkeme" (!). Üç kişiyi bir araya getiriyoruz. "Mahkeme" diyoruz. Bu her şeyden evvel aritmetik kurallarına aykırı. Üç kişiyi toplayınca mahkeme çıkmaz. Toplu mahkemeyi kabul edersek, arkasından "oy" gelir. Oylama yoluyla Adalet (!). Hâkimlerden biri karara muhalif kalırsa, bu onun kararın doğruluğuna inanmadığını gösterir. Bir hâkimin dahi şüphe ettiği kararın doğruluğunu, topluma nasıl kabul ettireceğiz.

    Olay: Mahkeme ölüm cezası vermişti. Başkan muhalif kalmıştı. Karar duruşmada tefhim edilecekti. Kararı başkan okur. Karar okunurken herkes ayağa kalkar, yalnız hakimler oturur. Usul böyle. Dinleyiciler de, biz de ayağa kalktık. Başkan kağıdı aldı. Kararı okuyacaktı. Kekeledi, durakladı. Konuşamıyordu. Biraz sonra sağdaki üye kağıdı başkanın elinden aldı. Kürsünün dibindeki zabıt katibine uzattı. Oku dedi. Katip okumağa başlarken hayretle gördük. Başkan da ayağa kalkmıştı. Dudakları titredi, birşeyler söylemek istiyordu. Söyleyemedi. Kararın okunması bitinceye kadar ayakta kaldı. Başkanın sararmış yüzünü unutamıyorum.

 K